uzak durulmasi gereken erkekler

kendini komik zanneden

maço olmayı bi halt zanneden, olmadığı halde maço takılmaya çalışan

zengin olmadığı halde kendini zengin gibi göstermeye çalışan

zengin olup da sadece paradan, arabasından ve işinden bahseden

kendini çapkın zanneden veya öyle gözükmeye çalışan

-erkeklerin kendi deyimleriyle- piç olmayı bi halt zanneden

karşısındakini -şakacıktan- kıskandırmak için saçma sapan tripler yapan

ana kuzusu olan

çocuk gibi alınan, hemen darılan

kişisel temizliğine özen göstermeyen

sürekli askerlik anılarından bahseden

sevişmeyi birilerinin üstünde tepinmek olarak gören

vs..

the tudors

öncelikle bir jonathan rhys meyers hayranı, sonralıkla da bu dizinin iyi bir takipçisi olarak bittiğine gerçekten üzüldüğüm dizi. final bölümü çok etkileyiciydi. koskoca kral henry'i yaşlanmış, ayakta duramayan biri olarak görmek içimi burkmuş, son dakikalarında ağlatmıştır.

kizinin adini ekzel koyan bilgisayar muhendisi

<bkz: axl rose>

*

masterchef turkiye

katılanların mazoşist olduğunu düşündüğüm yarışma. zira jüri üyeleri tarafından sürekli bir aşağılanma ve azarlanma hali söz konusu.

bi de birinci olunca ne olacak onu merak ediyorum. pop star a kaset yaparsın da buna da lokanta mı açıcaklar nolcak?

file corap

genelde akla gelen ilk renk siyahın aksine ten rengi olanları da kullanmaya değerdir. özellikle hani böyle çorap giyilmez ama çorapsız da çıkılmaz türünden sıcak havalarda kurtarıcı olabilir. ayakkabıyı çorapsız giyemeyenler* için de babetle birlikte yazın iyi bir seçenek.

murphy yasalari

<bkz: sictiktan sonra tuvalet kagidinin bittigini gormek>

reno

<bkz: jean reno>

edie sedgwick

andy warhol'un superstarı. zamanında bob dylan ve velvet underground gibi müzisyenleri etkilemiş, adına şarkılar yapılmış, hüzünlü bir hayat hikayesine sahip oyuncu/model.

60lı yıllara damgasını vurmuş, oyunculuk ve modellik yapmıştır. warhol'un çektiği kısa filmler sayesinde tanınmış, popülerlik gözünü kör etmiş, warhol uğruna çok zengin ve saygın ailesini terk etmiş, fakat andy warhol, etinden* ve sütünden * faydalandıktan sonra kendisini kapı önüne koyunca 5 parasız bir şekilde henüz 28 yaşındayken uyuşturucudan ölmüştür.

kanımca gelmiş geçmiş en güzel kadınlardandır. döneminin ikoncanı olmuştur.

http://www.fanpop.com/...tle/edie-sedgwick-photo

stranger than fiction

orjinal bi hikayeyi kötü bir sonla bağlamış film. izlerken neler kurmuştum halbuki kafamda.

entel bir insan olmak icin yapilmasi gerekenler

<bkz: kadife ceket>

yuksek topuklu ayakkabi

bu merete alıştıktan sonra düz tabanlı ayakkabı garip gelmeye başlıyor. eksiklik hissediyorsunuz giymeyince.

şu an 100 metre engelli bile koşabilirim bunlarla. o derece yani.

meydan sozluk yazarlarinin gercek isimleri

gözde.

calismaya yeni baslayan kadinin takim elbiseyle imtihani

daha çalışmaya başlamadan iş görüşmeleri ile başlar bu imtihan. yeni mezun olmuşsunuzdur. sıcak bir yaz günü efil efil evde otururken gelen bir telefonla yarın şu saatte gelin görüşelim derler. o an farkedersiniz ki kot ve spor ayakkabıyla geçirilen onca öğrencilik yılının ardından, bırakın işyerini iş görüşmesine dahi gidecek uygun bir kıyafetiniz yoktur.

hemen ne giysem telaşı başlar. toysunuzdur tabi. etek mi giymeli pantolon mu. topuklu ayakkabıya da alışık değilim ki, babet giysem çok mu absürd olur. etek giyersem bu sıcakta çorap da giymem gerekir mi, giymezsem lakayıt olur mu gibi bi sürü soru işareti belirir kafanızda. çalışan kuzenler, arkadaşlar aranır. bir bir sorulur. akıl alınır.

ve neticesinde işe başlanır. aylar geçtikçe, alınan maaşları alışveriş merkezlerinde yemeye başlarsınız, grili siyahlı pantolonlar, etekler, ceketler ve türlü türlü gömlekler dolabınızı doldurmaya başlar. işe giderken giyeceklerinizi akşamdan hazırlar, ütülersiniz. akşam akşam çeşitli gömlek, pantolon, ayakkabı ve çanta kombinasyonları denersiniz. rahat -hatta spor- ayakkabılarla işe gidip, işyerinde topuklularla değiştirirsiniz. sabah evden alelacele çıkıp, makyajınızı işyerinde yapmaya başlarsınız. saçınızı akşamdan sarar, bazen de dağınık saçınıza basit bir topuz yaparak evden çıkarsınız. çekmecenizde ya da çantanızda yedek bir çorap, makyaj malzemesi ve hatta saç düzleştirici bile bulunmaya başlar zamanla.

sonra da birgün işten ayrılırsınız ve dolabınıza baktığınızda normal hayatta asla giymeyeceğiniz bir sürü iç karartıcı renkte ıvır zıvırınız olduğunu görürsünüz. verdiğiniz paralara acırsınız.

127 hours

<bkz: ilk 10 dakikasında çıktım>

amy macdonald

eşine az rastlanır bir sese ve şarkı yazma kabiliyetine sahip olduğunu düşündüğüm iskoç şarkıcı. henüz 23 yaşında olmasına rağmen ikinci albümünü geçen yaz çıkarmıştır.

albümün en dikkat çekici şarkısı için;

http://www.youtube.com/...thy0mcia&feature=relmfu

sozlukteki cinsiyet ayrimciligi

bir taraftan kızları - özellikle de türk kızlarını aşağılan başlıklar açılırken, sözlükte entryler yazılırken, sözlükte kız olduğunu belli etmek ayıp karşılanırken, diğer taraftan sözlük kızlarının daha çok takipçisinin olması, nick altlarının daha dolu olması, mesaj kutularının boş kalmaması da sözü edilen cinsiyet ayrımcılığı adına ilginç tabi.

the king s speech

oscar'da en iyi özgün senaryo ödülünü alan film. oysa ki film başlarken based on a true story yazıyor. ne perhiz ne lahana turşusu arkadaş.

zaten yaşanmış bir hikayenin filme çekilmiş haline en iyi özgün senaryo deniyorsa yesinler öyle oscar'ı. filmi de beğenmedim zaten.

colin firth'in oyunculuğu dışında bi numarası yok.

black swan

yok o aslında o değilmiş de, öbürü hiç yokmuş da, yok şizofrenmiş de, psikolojik bilmem neymiş de, çift kişilikmiş falan filan.. yetti be. orjinal bişeyler bulun artık. sixth sense, fight club çıktığından beri bu kaçıncı klişe belli değil. natalie'nin oyunculuğu da yetmedi can sıkıntımı yenmek için.

allah rizkini verir diye on cocuk yapmak

genelde tam tersi düşünülerek yapılan aktivite. ne kadar çocuk o kadar işgücü, o kadar gelir.

modest mouse

<bkz: float on>
<bkz: dashboard>
<bkz: ocean breathes salty>

gibi harika şarkılara imza atmış grup. pek bi eğlenceli.